• 23 EYLÜL 2020
  • Yenileniyor
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyon
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkari
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • İstanbul
    • İzmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • K.Maraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
REKLAM REKLAM

Glisemik indeks ne kadar ehemmiyetlidir?

71 defa okundu kategorisinde, 26 Ara 2017 - 07:34 tarihinde yayınlandı
Glisemik indeks ne kadar ehemmiyetlidir?

Sears’a göre karbonhidratların kan dolaşımına girme sürati yi­yeceğin glisemik indeksi iyi bir sıhhate ve kiloya sahip olup olmayacağımızı tanımlamaktadır. Ama bilimsel ispatlar bir yi­yeceğin glisemik indeksinin, o gıdanın kandaki glikoz sevi­yesi, kolesterol ve ensülin seviyesi üzerindeki tesirini güve­nilir bir biçimde göstermeyeceğini belirtmektedir.

Sears kitabında, yalnızca glisemik indeksleri yüksek olduğu için, muz, havuç, lima fasulyesi ve patates yemenin sıhhate hasarlı olabileceği ihtarını yapmaktadır. Bir gıdanın sağ­lıklı olup olmadığını tanımlamada glisemik indeksin başlıca etken olmadığı sarihtir.

Tamamen glisemik indeksi yüksek olan besinlerden olu­ün bir perhiz önermek istemiyoruz; ama, muz, papaya, kayısı, havuç, lima fasulyesi gibi yiyecek açısından zengin besinlerin perhize ilave edilmesi sıhhatli ve kilo kaybına takviyecidir. Bu sıhhatli nebatsal besinlerin glisemik indeksi öteki bazı nebat­su baskın besinlerden azıcık daha yüksek diye, bu besinleri diye­timizden tamamen çıkarmamız gerekmez. Glisemisi yüksek besinlerin olumsuz tesirleri üzerine yapılan araştırmalar, her zaman arıtılmış un ve kolay şeker kapsayan ve mikrobesinler ve lif açısından cılız olan perhizleri inceleme ederler. Glisemisi düşük perhizlerin, kardiyovasküler hastalık, diyabet ve obezite tehlikesini eksilttiğini kabul ediyorum. Bununla beraber, kilo almaya ve hastalığa yol açan neden glisemik açıdan yüksek perhizlerin makûs gıdasal niteliğidir, yalnızca glisemik indekslerinin yüksek olması değil. Şayet besleyici özelliklere sahip, lif açısından zengin ve sıhhatli bir perhizin bir parçasıysa, natürel bir yiye­ceğin glisemik indeksi mevzusunda kaygılanmanız gerekmez.

Reeline bakarsanız, lif yetersizliği veya mevcudiyeti kan gliko­zunun hakimiyetinde daha emin bir tanımlayıcıdır. Nebatsal liflere nebatsal besinlerin hazmedilemeyen ve emilemeyen kısımları günümüzde daha öncekine göre değişik bir gözle bakılmak­tadır. Lifin yalnızca ölçüsünün değil, spektrumunun kansere karşı koruma sağladığını artık öğreniyoruz. Sindirim sistemimiz bu lifleri, bağışıklığı geliştiren ve anti-kanser özelliklere sahip rakamsız ehemmiyetli yağ asidine ve öteki yiyecek maddelerine dönüş­türen bir hayli bakteri çeşidiyle doludur. Bu bakteriyel degradasyon mahsulleri, ideal sıhhat ve başta sütun kanseri olmak üzere, muhtelif kanserlere karşı korunma açısından ehemmiyetlidir.

Gıdanın ya da öğünün lif içeriği, glisemik indeksinden daha ehemmiyetlidir. Tam bol protein guruları, günümüzde bes­lenme mevzusundaki en ehemmiyetli araştırma mevzusunu -fitokimyasallar ve nebatsal lifler- görmezden gelmek zorunda kalmak­tadırlar; zira bu yeni bilgiler, onların önerdikleri perhizlerin riskli görünmesine yol açacaktır. Bir besindeki lif içeriği, o gıdada bulunan ve kanser dahil bir hayli hastalığı önleyici özelliği olan fitokimyasalların seviyesine paraleldir.

Amerikan perhizine yalnızca psyllium karnıyarıkotu lif ta­mamlayıcısını ilave ederek lif gereksiniminin karşılandığını düşüne­mezsiniz. İdeal sıhhate erişmek için bol çeşitteki natürel yiye­ceklerden alınacak, çözülebilen ve çözülemeyen muhtelif nebatsal lifleri yemek lüzumludur. Nebatsal liflerin ve nebatlardan elde edilen öteki yiyeceklerin ölçüsünün az olması, ehemmiyetli miktarda hayvansal mahsul kapsayan tam perhizlerde göz arkasını edilemez bir sıhhat tehlikeyi oluşturmaktadır.

Sears’ın iddia ettiği gibi, kilo almanın başlıca sebebi öğün­lerden sonra ensülin seviyesinin yükselmesi değildir. Bu karı­şık bir mevzudur. Fazla kalorilerin yavaş emilimi de, glikoz ve ensülin seviyesinin daha yavaş yükselmesine neden olsa dahi, yeniden aynı ölçüde kilo alımına neden olacaktır. Ensülin ceva­bı çarpığının düz olması, alınan kalorilerin daha azının yağa çevrilmesini sağlamaz. Yağ, karbonhidrat ve protein alımının dengelenmesi, ensülin yanıtını değiştirse dahi, bireyin kilosu üzerinde ya çok az tesirli olacaktır ya da hiç tesirli olmayacak­tır. Tam fazla kaloriler hala yağ olarak depolanmaya devam edecektir.

Üstelik, hayvansal proteinin ensülini artırdığını gösteren ispatlar vardır. Her ne kadar perhizsel proteinin kendisi nispe­deri az ensülin salgılanmasına neden olsa da, aynı öğün içeri­sinde harcandığında karbonhidratlara karşı oluşan ensülin yanıtını ehemmiyetli miktarda artırabilir. Bu sebeple, Sears’ın yarı olgunlaşmış kuramının bütün aksine, hayvansal proteinden ka­çınmak ya da çok karbonhidratlı gıdalarla beraber harca­memek için proteinleri ayırmak, öğün sırasındaki ensülin sal­gılanmasını eksiltebilir.
Bu sebeplerle glisemik indeks en evvel dikkat edilmesi gereken bir etken değildir. Glikoz dalgalanmalarının ve sonu­cundaki ensülin dalgalanmalarının kilo alımına yol açabilmesinin tek nedeni, daha acele acıkmamıza neden olarak, daha fazla kaloriyi daha sık aralıklarla yememize neden olmasıdır. Bu gidişat ancak çok kalorili, az yiyecekli bir perhizle beslenir­seniz oluşur. İştah ve açlığı hakimiyet eden etkenler, glisemik indeksten dışındaki etmenlerden de etkilenirler.

Bu gidişat, arıtılmış hububat ve tatlı yememek ve yeme tasarısını natürel, çok lifli nebatsal besinler çevresinde yapılandırmak için bir başka nedendir. İşlenmiş, glisemisi yüksek olan besinler fazla yemeye neden olurlar. Glisemik indeks, daha fazla bol proteinli ve bol yağlı hayvansal mahsul yemek için bir gerekçe olarak kullanıldığında, kilo üzerinde yararlı bir tesir göster­meyecek ve ciddi sıhhat meseleleri yaratacaktır.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.

Webtasarım